Ağzımdan yılan girdi

Mehmet amca telaşla hastanenin acil sevisine gelir. Acil doktoruna derki:

– Doktora bey röntgen çektirmek istiyorum. Doktor da niçin röntgen çektirmek istediğini sorar. Gece rüyamda ağzımdan yılan girdiğini gördüm. Karnım ağrıyor.

Karnımda yılan var mı diye çektireceğim. der. Hastayı rahatlatmak isteyen Doktor, Mehmet amcayı röntgen çektirmesi için yönlendirir. Kısa süre sonra röntgen sonuçları gelir.

Doktor sonucu incelerken karnında yılana benzer bir şekil vardır . Mehmet amca yaklaşıp Doktora; Doktor ne oldu karnımda yılan var mı? Doktor cevap verir. Ooo amca karnında yılan yok ama bol bol gaz var Mehmet amca: Tek o kadarlık olsun yavrum der. ?

Bir Öpücük

Genç ve güzel bir kız alışveriş için dükkana girmiş. Beğendiği kumaşın metresinin kaç TL olduğunu sormuş.

Kızdan hoşlanan yılışık tezgahtar kıza bakmış ve “Merak etmeyin 1 öpücüğe ödeşiriz güzel bayan” demiş.

Bunun üzerine genç tamam o zaman 10 metre hazırlayın lütfen demiş. Tezgahtar genç genç kızın bu isteğini duyunca büyük bir heyecanla kızın paketini hazırlamaya başlamış.

Kız paketi tezgahtar gençten aldıktan sonra, teşekkür etmiş ve arkasında duran yaşlı kadını işaret ederek:

– Hesabı anneannem ödeyecek demiş ?

Çok Güzel Bir Hikaye

Allah’ın sevgili kullarından biri bir rüya görür; rüyasında kendisine şöyle denir:

-Sabah olunca, karşına ilk çıkanı ye, ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın dileğini kabul et, dördüncü geleni üzme, beşinciden de kaç!

Sabah oldu; dışarı çıktı. Yola koyulup gitti. Karşısına bir dağ çıktı. Bu koca dağı görünce şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi:

Rabbim bana bunu yememi emretti.

Sonra şöyle dedi:

Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez.
Onu yemeye karar verdi. Dağa doğru yürüdü. Yaklaştıkça dağ küçüldü. Tam yaklaştığı zaman koca dağ bir lokmaya dönüşmüştü. Onu tutup yedi, baldan tatlı buldu. Allah’a hamdetti, yürüyüp gitti. Karşısına altından bir leğen çıktı. Şöyle dedi:

Rabbim, bunu da saklamamı emretti. Bir çukur kazdı, onu gömdü. Yürüdü, az gittikten sonra dönüp baktı. Leğen toprak yüzüne çıkmıştı. Geri döndü, tekrar gömdü. Biraz gitti; baktı ki, yine çıkmış bir daha gömdü, yine toprak üstüne çıktı. Kendi kendine,

“Ben emredileni yaptım.” diyerek bırakıp gitti.

Karşısına bir kuş çıktı. Peşinden bir şahin onu kovalıyordu. Kuş ona şöyle dedi:

-Ey Allah’ın sevgili kulu, beni sakla. Bana yardım et.

Onu aldı. Koynuna sakladı. Peşinden şahin geldi; şöyle dedi:

-Ey Allah’ın sevgili kulu, ben açım. Sabahtan beri de bu kuşun peşindeyim. Onu yakalamak istiyorum. Kısmetime engel olma.

Kendi kendine şöyle dedi:

“Üçüncünün dileğini yapmam emri verildi, yaptım. Dördüncüyü üzmemem emredildi. Şimdi ne yapacağım?

Bu işe şaştı. Sonra bıçak aldı; kendi uyluğundan bir parça et kesti, şahine attı; o da kapıp kaçtı. Daha sonra kuşu saldı. Bundan sonra, yürüyüp gitti. Kokmuş bir leş gördü. Onu da bırakıp kaçtı. Akşam olunca şu duayı yaptı:

-Ya Rabbi, emrini yerine getirdim. Bu işlerin manası ne ise bana bildir.

Daha sonra, rüyasında şöyle anlatıldı:

-Birinci görüp yediğin öfkedir. Önce koca bir dağ gibi görülür; sabırla öfke yutulursa, baldan tatlı olur.

İkincisi iyi amelindir. Ne kadar saklarsan sakla; yine meydana çıkar. Üçüncüsü, sana bırakılan bir emanettir, ona hıyanet etme. Dördüncüsü şudur: Bir insanın sana bir dileği ulaşırsa, onu yerine getir; isterse sana lâzım olan bir şey olsun.

Beşincisi gıybettir. İnsanların gıybetini edenlerden kaç. Şüphesiz her şeyi bilen

Allah(c.c)’tır…

Süt Anne

Adam evlenir, 10 sene geçer çocuğu olmaz.  Yurtdışına çalışmaya gider.  Hanımından gelen mektupta hamile olduğu yazılıdır.   Memleketine döndüğünde ise hanımı doğurmuştur ama, çocuk zencidir.

Hanımına sorar:  – Hanım ne sizin sülâlede ne de bizim sülâlede zenci değil, esmer bile yok; bu iş nasıl oldu?

Hanım cevap verir:  – Çocuğu doğurduktan sonra sütüm gelmedi. Mecburen bir sütannesi tuttuk, onun sütünü emdi. Sütanne zenciydi. Herhalde bu yüzden böyle oldu.   Adam ikna olmuşa benzer ama içinde yine de ufak bir kuşku vardır. “Bunu bilse bilse annem bilir” der ve annesine sorar.

Anne cevap verir:  – Olmaz olur mu oğlum, tabii ki olur. Seni doğurduğumda benim de sütüm gelmemişti ve inek sütüyle beslemiştim. Bak boynuzların çıkmaya başlamış bile…

8 Numaralı Kutu

Doktorun biri yeni bir muayenehane açmış.

Kapıya yazmış; “Vizite ücreti 100 TL İyileştiremediğimiz hastaya beş mislini geri veriyoruz”

Vizite pahalı ama, doktor gerçekten iyi doktor.

Her gelen hasta iyileşip gidiyor.”

Doktorun ünü her geçen gün artıyormuş.

Uyanığın biri doktora gidecek, iyileşmeyecek ve beş misli parayı geri alacak ya, kapıyı çalmış.

“Doktor! Ağzımın tadı hiç yok. Öyle kötüyüm ki, hiçbir şeyin tadını alamıyorum.”

Doktor, adama şöyle bir bakmış, hemşireye seslenmiş:

“Hemşire Hanım! Sekiz numaralı kutuyu getirin.”

Hemşire, adama uzatmış kutuyu, adam, bir kaşık içindekinden yemiş ve anında tükürmüş.

“Ama bu b.k!”

Doktor, sakin:

“Evet! İyileştiniz. Tat alıyorsunuz artık.

“Adam, parayı ödemiş, sinirleri tepesinde; gitmiş.

Aradan birkaç ay geçmiş. Büyük bir hırsla yeniden kapısına dayanmış doktorun.

“Doktor Bey, bende hafıza kaybı başladı.

Her şeyi unutuyorum!

“Doktor, adama şöyle bir bakmış yine, hemşireye dönmüş:

“Kızım, sekiz numaralı kutuyu getirir misin?” demiş.

Adam, hemen itiraz etmiş, “Ama, o kutuda b.k var!”

Doktor:

“Doğru! Bakın, hafızanız da yerine geldi!

“Adam, ağlamaklı, hırsla ödemiş parayı çıkmış dışarı.

Kurmuş da kurmuş intikam plânlarını.

Birkaç ay sonra:

“Doktor! Bende iktidarsızlık başladı.

Durumum kötü, hiçbir şey yapamıyorum.

“Doktor, adamı gözüyle şöyle bir inceleyip:

“Hemşire Hanım, sekiz numaralı kutuyu getirir misin?” diye seslenince adam, tüm hırsıyla:

“S…cem, seni de sekiz numaralı kutunu da!” diye bağırmış..

Doktor gayet sakin, “Geçmiş olsun! Bakın, artık yapabiliyorsunuz!”

Ne Polisi?

Karı koca televizyon izlemektedir. Hırsızın birisi çatıya çıkar ve anten kablosunu keser. Evin reisi televizyonu biraz kurcalar ve görüntü gelmeyince de “Bozuldu herhalde” diyerek uyumak üzere odasına gider.

Ertesi gün olur adam işe gitmiştir. Kapı çalar, genç bir adam: “Yenge merhaba, beni abi gönderdi. Televizyonunuz bozukmuş tamir etmek için dükkana götüreceğim” der ve televizyonu alır. Kadıncağızda normal olarak televizyonu verir.

Akşam olur adam işten döner televizyonu yerinde göremeyince eşine sorar.

Eşi de durumu olduğu gibi anlatır. İkisi de durum karşısında adeta şok olur ve böyle bir oyuna nasıl geldiklerine akıl sır erdiremezler.
Aradan biraz zaman geçmiş ve çift balkonda çay içmektedir. O sırada yoldan geçen bir genç sırıta sırıta balkona bakmaya başlar. Kadın o gencin hırsız olduğun anlar ve hemen eşine dönüp: “Televizyonu çalan bu adam” der.
Adam yerinden fırladığı gibi sokağa çıkar ve hırsızın peşine düşer.

Ayakkabısız, üzerinde çizgili pijamalar ile oradan oraya koşturmaya başlar.

Kısa bir süre sonra evin kapısı çalar. Çok şık giyimli bir bey: “Merhaba, ben polis memuru Ahmet. Eşiniz biraz önce hırsızı yakaladı. Yalnız pantolonunu ve cüzdanını evde bırakmış, bizden onları almamızı rica etti.” der. Kadın hırsızın yakalanmasına çok sevinmiş bir şekilde eşinin eşyalarını polise teslim eder.

15 dakika sonra evin kapısı tekrar çalar. Gelen evin reisidir. Kadının keyfi bir hayli yerindedir ama adam koşmaktan bitap düşmüştür. Adam içeriye girdiği gibi eşi boynuna sarılır ve “Aslan kocam! Bu yaşında o hırsızı nasılda yakaladın ama helal olsun sana” der.

Evin reisi: “Dalga mı geçiyorsun benimle ne yakalaması! Şerefsiz tazı gibi. Don gömlek oradan oraya koşturup kepaze etti beni bütün mahalleye.

Kadının birden neşesi kaçar ve kısık bir ses tonuyla: “O zaman polisi ne diye yolladın eve?”

-Ne polisi?

-Pantolonunu ve cüzdanını almaya gelen polis ?